Kitap Ara >>>

9 Haziran 2016 Perşembe

Osman Aysu Bir Ask Masali PDF

Osman Aysu Bir Ask Masali PDF


Sekreterim kapıyı tıkırdatarak başını aralıktan içeriye uzattı. Her zaman neşe saçan gözlerinde garip bir ifade vardı. “Sizinle görüşmek isteyen biri var, efendim” diye fısıldadı.

Saat altıya geliyordu ve randevum olduğunu da sanmıyordum. Alışkanlıkla masamın üstündeki ajandaya bir göz attım. Saat 18’i gösteren kolonda kayıt yoktu.

Suratım asıldı, duruşmalarla dolu yorucu bir gün geçirmiştim ve bir an önce evime gitmek istiyordum. Sesimi kısarak, “Kim?” diye sordum.

“Adının Vural Toksöz olduğunu söylüyor.”

isim hiçbir çağrışım yapmamıştı. Her halde yeni bir müşteri olmalıydı. Genellikle randevusuz müşteri kabul etmediğim için biraz yadırgamıştım.

“Nasıl biri?”

Sekreterim belliki adamın konuşulanları işitmesinden çekinerek odaya girip masama yaklaştı.

“Vallahi nasıl diyeyim efendim; pek alıştığımız müşterilerimize benzemiyor.”

“Nasıl yani?”

“Hırpani tipli, garip bir adam.”

“Keşke yok deseydin.”

“Size sormadan yapamadım.”

Çaresizlikle başımı salladım. “Peki, al içeri.”

Az sonra kapıda takriben altmış yaşlarında görünen, ak saçlı, zayıf, çelimsiz biri göründü. Sırtında eski püskü, rengi solmuş bir pardösü vardı, iki gündür traş olmadığı uzayan sakalından belliydi. Adam bu haliyle modern ve pahalı eşyalarla döşenmiş yazıhaneme kesinlikle müşteri olamayacak biriydi.

“Buyrun. Ne istemiştiniz?” diye sordum. Bir süre şaşkın ve mahcup yüzüme baktı. “Ben Vural Toksöz’üm” dedi. Sanki kendisini tanımaklı-ğım lazımmış gibi.

“Evet.” diye mırıldandım. “Sekreterim adınızı söyledi.”

“Korkarım beni hatırlamadınız?”

“Hatırlamam mı lazımdı?”

“Haklısınız. Aradan çok uzun zaman geçti. Seneler beni öylesine değiştirdi ki tanımamaklığınız çok doğal.”

Bu kez yaşlı adama dikkatle baktım. Göz hafizam oldukça zayıftı, ne var ki adı da bir çağrışım yapmıyordu. Çıkaramamıştım.

“Kusura bakmayın” dedim. “Anımsayamadım.”

Bakışlarını önüne eğdi, hafifçe kızardı. “Seneler evvel aynı mektepte okumuştuk. Robert College’de. Basket takımının kaptanıydım, Deve Vural.”

Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Hatırlamıştım şimdi. Fakat inanılır gibi değildi; o kanlı canlı, uzun boylu, dev adam gitmiş, yerine kadidi çıkmış bir yıkıntı gelmişti. En azından altmış yaşında görünüyordu; oysa aynı sınıftaydık ve taş çatlasa kırk, kırkbir yaşında olmalıydı.

Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. Kendimi toparlamaya çalıştım. Bir insanın bu kadar göçebileceğine ihtimal veremezdim. Mektep yıllarında çok iyi iki dosttur. Uzun boyuyla takımın pi-votuydu. Girişken, çok konuşan, etrafa neşe saçan biri. Bir doksanı aşan boyundan dolayı ona deve derdik.

Masamdan kalktım, ona doğru ilerledim ve hasretle sarıldım. Kolejlilerin arasında da, Galatasaraylılar, Mülkiye’liler gibi güçlü bir birlik ve dayanışma vardır; her halde başı dertte olmalıydı. O da bana heyecanla sarıldı. Kolları omzuma dolanırken titrediğini hissettim. Yakınlık gösterdiğime çocuklar gibi sevinmişti. Anlayamadığım bir nedenle ona mesafeli ve soğuk davranacağımı düşünmüş olmalıydı.

Başının dertte olduğu muhakkaktı. Bu zaten halinden ve görüntüsünden de belliydi. Sürpriz ziyaretinin eski okul anılarını tazelemek için olmadığı kesindi.

Ona oturacak yer gösterirken anılarım hızla seneler öncesine gitti. En azından onu yirmi yıldır görmüyordum; çok uzun bir zamandı bu. Yaşam dinamiğinin hızlılığı, hayat mücadelesinin olağanüstü seyri ve yaşlar ilerledikçe bireysel egoizmin artışı geçmişi, eski ilişkilerimizi, canlı ve taze tutma imkanını ortadan kaldırıyordu. Kendimden utanır gibi oldum, skorer pivotu adeta unuttuğumu, onun hakkında dağarcığımda çok az şeyin kaldığını acı acı anımsadım. Sportmen olduğu kadar, temiz kalpli, sevecen ve saf bir çocuktu. Yanılmıyorsam, Adana’lıydı. Gaziantep’ti de olabilirdi. Ama zengin bir Anadolu eşrafının oğlu olduğunu iyi hatırlıyordum. Babası yığınla köyü olan bir rantiyeydi. Tipik bir ağa. Ya pamuk kralı ya da fıstık kralı gibi bir unvanı vardı.

Gülümsemeye çalışarak söylendim, “Ne haber Vural, yahu? Görüşmeyeli yıllar oldu. Nasılsın adamım?”

Sanki birbirimizi görmeyeli çok az bir zaman olmuş gibi, aramızdaki o eski samimiyeti yakalamaya çalışıyordum. Ama bunun mümkün olmayacağını az sonra Vural’ın değişmeyen tutumundan anladım. O, samimi, hatta laubali olmaya yanaşmıyordu. Eski günlerin geride kaldığtnı, geçen süre içinde çok şeyin değiştiğini adeta ihsas edercesine, mesafeli ve ölçülü bir şekilde tebessüm etmekle yetindi.

“Teşekkür ederim, Sinan. Yuvarlanıp gidiyoruz işte” diye

fısıldadı.

Şimdi durumu anlar gibi olmuştum. Maddi durumu kötü olmalıydı; sırtındaki pardösünün kol ağızları aşınmış, kunduraları alındığından beri boya yüzü görmemişti. Muhtemelen para isteyecekti, içim bir tuhaf oldu. Mektepte hepimiz varlıklı ailelerin çocuklarıydık ama o en zenginimizdi. Boynu eğik oturuşundan bu konuyu kolay kolay açamayacağını anladım. Seve seve ona yardım edebilirdim. Fakat ben de en az onun kadar çekmiyordum. Aklımdan bunları geçirirken bir an araya sessiz bir bekleyişin girdiğini hissettim. Durumu kurtarmak için: “Yaşlanıyoruz Vural” dedim. “Bak ne hale geldik!” Mahcup bir şekilde gülümsedi. “Sen hâlâ formdasın.”

“Yok yahu. Kırk yaşına geldik. Şakaklarıma ak düştü.”

Sonra yaptığım hatayı anlamış gibi onun saçlarına baktım. Bir tek siyah teli kalmamıştı.


Osman Aysu Bir Ask Masali PDF Rating: 4.5 Diposkan Oleh: Admin

0 yorum:

Yorum Gönder